keyifce

yaptığın işten keyif al

Advertisement

Archive for the ‘ keyf-i edebiyye ’ Category

Tartışma ve Türleri

By hayalperestim on Mayıs 2, 2010

Tartışma ,aslında günlük hayatımızda farkında bile olmadan defalarca karşımıza çıkan bir kavram.Tabi ki bahsettiğim tartışma kavga etmek,hakaret etmek manasındaki tartışmayla aynı anlamı taşımıyor.Bir öğretim aracı olan tartışma,kişilerin karşılıklı olarak belirlenen bir konuda fikirlerini beyan etmesidir.Tartışmanın amacı,konu hakkında fikirleri ortaya koymak,sorunu çözmek ya da muhatabın zayıf yönlerini ortaya koymaktır.

Tartışmayı bir başkan yönetir.Başkan konuyu belirler,ve tartışmacılara bildirir.Konuşmacıların konu dışına çıkmalarını engeller ve konuşma sürelerini belirler.Başkan herkese eşit süre verir.İsterse konuşmacılara sorular sorabilir ya da kısa özetlerle konuyu toparlayabilir.

Tartışmanın en mühim ögelerinden biri konudur.Tartışma konusu dikkatle seçilmelidir.Kanıtlanmış konular üzerinde durulmamalı;konu ,tartışmaya değer bir nitelik taşımalıdır.

Tartışmaya katılanlar belirlenen konudan uzaklaşmamalıdır.Taraflar birbirlerine saygılı olmalı,birbirlerinin sözünü kesmemelidir.

TARTIŞMA TÜRLERİ

AÇIK OTURUM

Geniş halk kitlelerini ilgilendiren bir konunun, uzmanlarınca bir başkan yönetiminde dinleyici grubu önünde tartışıldığı konuşmalara açık oturum denir. Açık oturum, büyük bir salonda dinleyiciler önünde yapılabileceği gibi stüdyoya davet edilen dinleyiciler önünde veya dinleyici grubu olmadan da radyoda ya da televizyonda yapılabilir. Konuşmacı sayısının üç veya beş kişi olarak tespit edildiği açık oturumlarda başkan önce konuyu açıklar, sonra konuşmacıları tanıtır ve sırayla söz verir. Başkanın konu hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Başkan, sırasıyla ve dönüşümlü olarak konuşmacılara sorular yöneltir, gerektiğinde kısa bir değerlendirme yapar. Tartışma boyunca tarafsız olmak, konuşmacılara verilen süreyi dengeli bir şekilde ayarlamak, tartışma kurallarının dışına çıkılmasını engellemek başkanın görevleri arasındadır. Açık oturumun süresi konuya göre ayarlanmalıdır.

PANEL:

Toplumu ilgilendiren bir konunun dinleyiciler önünde, uzmanları tarafından tartışıldığı konuşmalara panel denir. Panel,bir sohbet havası içince geçer.Açık oturum ile panel özellikleri yönüyle birbirlerine çok benzerler.  Arada sadece üslûp farkı vardır.Panelden amaç bir konuda karara varmaktan çok, sorunu çeşitli yönleriyle aydınlatmak, farklı görüşleri, farklı anlayışları ortaya koymaktır.
Panelde bir başkan bulunur. Konuşmacı sayısı 3 ile 6 arasında değişebilir.Her konuşmacı konunun farklı bir yönünü ele alır.Dinleyiciler panelin sonunda konuşmacılara soru sorabilirler.Fakat izleyicilerin de panele katılması,paneli foruma dönüştürür.

SEMPOZYUM:

Diğer bir adı bilgi şöleni olan sempozyum, bir konunun çeşitli yönleri üzerinde, aynı oturumda, konunun uzmanı değişik kimseler tarafından (çoğunlukla akademik konularda) yapılan konuşmalardır.
Sempozyum,diğer konuşma türlerine göre daha ciddidir. Konuşmacılar, konuyu kendi ilgi alanları açısından ele alırlar.
Sempozyumun amacı konuyu tartışmak değil, uzmanları tarafından olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendirilen konuya bir çözüm üretmektir. Konuşmaların sonunda oturum başkanı, konuyu özetler ve çıkan sonucu dinleyicilere aktarır.
Sempozyumu oturum başkanı yönetir. Konuşmacı üyelerin sayısı üç ile altı arasında değişebilir. Üyelerin konuşma süreleri genellikle beş dakikadan az, yirmi dakikadan çok olmaz. Bilgi şöleni, konunun önemine ve uzunluğuna göre oturumlar hâlinde, ayrı salonlarda birkaç gün boyunca da sürebilir. Bu nitelikteki konuşmalar genellikle akademik konularda olur.

MÜNAZARA:

Münazara bir konuda karşıt görüşleri savunan takımların fikirlerini çarpıştırdıkları bir tartışma türüdür.
münazaranın konusu, iki taraflı tartışılabilecek her şey olabilir; ancak ağırlıklı olarak güncel sosyal ve siyasi meseleler tartışılır. Yarışmacılar münazaranın başlamasından on beş dakika önce tartışılacak konuyu ve hangi tarafı savunmaları gerektiğini öğrenirler. Münazırlar bu süre içerisinde, maç esnasında aldıkları notlarla son halini verecekleri ve sıra kendilerine geldiğinde sunacakları yedi dakikalık konuşmalarının taslağını hazırlarlar. Sunum esnasında bu notlardan yararlanmak serbesttir. Yaklaşık bir saat süren bu tartışma, jüri heyetinin maç boyunca aldığı notlara dayanarak maçın sonucunu açıklamasıyla sonlanır.
Jürinin değerlendirmesini yaparken öncelikli olarak ele aldığı, yarışmacıların argümanlarını ne kadar etkileyici sundukları değil, bu argümanların ne kadar sağlam ve tutarlı olduklarıdır.

FORUM:

Toplumu ilgilendiren bir konunun,bir başkan yönetiminde dinleyicilerin söz hakkı alarak yaptıkları tartışmaya forum denir.Forumun amacı,konuyu farklı boyutlarla ele almaktır.

Forumda söz alan dinleyici ya da izleyiciler,konuyla ilgisi olmayan,özel sorulardan uzak durmalıdırlar.Sordukları sorular,açık ve kısa olmalıdır.Forum sıcak bir hava içerisinde geçmeli,tartışma kurallarına uyulmalıdır.

Popularity: 1% [?]

Yaşamın koşuşturması arasında kayboldğum bir gündü.Farklı bir şey yapmalıyım bu akşam diyordum gün içindeki bitmek bilmeyen tempoda..

Eve geldiğimde günlerce uyumamış kadar yorgundum.Evdekilerin de ruh gibi bünyelerini görünce,farklı bir şey yapma hayalim için,bu gecenin yanlış bir gece olduğu kanısını ıspatlamış oldum.Yeni aldığım kitabımda yoğunlaşmak en güzel fikirdi:

”Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk” ,İskender Pala.

Hikayenin büyüsüne öyle bir kapılmışım ki,kendime geldiğimde o dönemde yaşamadığım için hayıflanmadım diyemem!Saraylar,lale bahçeleri,kasırlar,köşkler..Ve bütün bunların içinde geçen şiir dolu,edebiyat dolu,huzur dolu,  bitmek bilmeyen sohbetler..Tüm bunların da yanısıra yaşanan aşklar,bu aşklar üzerine dökülen yaşlar,yanan ateşler;bu ateşlerle yazılan gazeller,mesneviler,kasideler..Tanrım,ne büyülü bir yaşam biçimi!

Kitabın ilk ilginçliği ,bir mesnevinin dilinden yazılmış olması..Hatta bir kağıdın dilinden yazılmış diyebiliriz..Fuzuli üstadın ünlü ”Leyla ve Mecnun” mesnevisi bu hikayenin anlatıcısı..Daha sonraları bu mesnevinin Kays olması,yana yakıla Leyla’sını araması..Ve tüm bunların içine serpiştirilen beyitler..Hikaye ile bütünleşen bir ”Babil Uzay Araştırmaları Merkezi” ve bu merkezin ” 7 ” ile dolu sırları..

Kitabın yazarı, yukarıda da belirttiğim gibi İskender Pala..Başka bir deyişle ”Divan Şiirini Sevdiren Adam”.İstanbul Üniversitesinde,Divan edebiyatı dalında doktor,doçent ve profesör oldu.Diven edebiyatının halk kitlelerince anlaşılabilmesi için,makaleler,denemeler,hikayeler,gazete yazıları yazdı.

Ve kitabımıza geri dönersek..2003 yılında Türk Eğitim-Sen,Türkiye Yazarlar Birliği,Polis Akademisi ve Emniyet Teşkilatı ile değişik öğretim kurumlarınca yılın romanı seçilmiş..

Her sayfasında ayrı bir lezzet bırakan bir kitap..Ne diyelim..Ellerine sağlık!

fotoğraf:flickr@hakynd

Popularity: 1% [?]

yalnızlığa tanıklık

By hayalperestim on Ağustos 27, 2009

sokak-lambasi

Gece soğuk,gece ürpertici..Geceler midir insana yalnız olduğunu hatırlatan?Yoksa insan mıdır hatırlamak için geceyi bekleyen?Hangi yönden baksan aynı sonuç:yalnızsın!Hayatının sonuna kadar da yalnız kalacaksın..Bu böyledir çünkü,kimse kimsenin yalnızlığını paylaşamaz..Şairin de dediği gibi:Yalnızlık paylaşılmaz,paylaşılsa yalnızlık olmaz!

Sokak lambasının aydınlattığı bir gecedeyim şimdi.Dışarıda rüzgardan başka ses eden yok.Sessizlik ama huzursuz bir sessizlik..Sanki an gelecek arka fondan bir korku filmi müziği çalmaya başlayacak,gölgeler canlanacak,korkular dirilecek!Hayalperestlik bu sanırım..Her gece aynı korkuları yaşayıp sabah olunca ‘Aptal gördün mü?Hiç birşey olmadı,olmayacak..Şu saçma sapan korkularından kurtul artık!’deyip,gece olunca yeniden korkulara bürünmemi anlamlandırabilmiş değilim..

Yalnızlık..İnsanlar neden evlenir diye düşündüm bu akşam.Madem yalnızlıklarını paylaşamayacaklar,o zaman ne diye bir insanla hayatlarını paylaşmayı arzularlar?Tutkudan mı,aşktan mı..Ben yine böyle gereksiz düşüncelerimle boğuşurken,televizyondan gelen sese takıldı kulağım..’İnsanlar neden evlenir biliyor musun?’dedi ses ve devam etti:’Yeryüzünde milyonlarca insan yaşıyor..Sen ise onlardan sadece bir tanesisin.Yani aslında hayatının hiç bir değeri yok bu yönden bakınca..Milyonlarca hayat içinde bir tanenin ne önemi olabilir?İşte insanlar bu yüzden evlenirler..Senin hayatın benim için önemli..Ve ben senin hayatına tanıklık etmek istiyorum..Yaşadıklarına tanıklık etmek için seninle yaşamak istiyorum..’Evet fazla romantik olduğunun ben de farkındayım!Ama gerçeklik payı çok fazla bana kalırsa.Hayatı paylaşmanın gerçek yönü bu olabilir ancak.Bir insana değer vermenin ne olduğunu çok iyi tanımlamış senarist!

Şimdi bu saatte yalnızlıkla ilgili arabesk söylemlere hiç gerek yok kanımca..!Madem herkes yalnız,bunu bir dert haline getirmeye de gerek yok,kimseye özel bir duygu değilmiş bu!Paylaşılmıyormuş da zaten bu meret..Bu durumda yapılacak en güzel şey,birilerine tanıklık etmek demek ki..

Popularity: 74% [?]

tuva türkleri ve tuvaca

By hayalperestim on Ağustos 26, 2009

turk-kokenli-tuva-cumhuriyeti-1235583696

Tuva Türklerinin menşei hakkında çeşitli görüşler bulunmaktadır:”Tuva” kelimesinin III-IV asırlarda Çinin kuzeyinde büyük bir devlet kurmuş olan Toba-Topalardan geldiği, günümüz Tuvaları arasında yaygın olan bir kanaattir. “Topa” Devleti ve kültürü hakkında en kapsamlı araştırmalar Sinoloji Doktoru W. Eberhand tarafından yapılmıştır: “Çin kaynaklarında Tabgaçlara “Toba” derler. Bunlar Çinli olmayan, yani yabancı bir kavimdir.” Nitekim DLTde iki Tavgaç kelimesinden biri “Türklerden bir bölüktür.” cümlesiyle açıklanmaktadır. Eberhard, aynı makalede “Toba” Devletinin Türk ve Moğol kavimlerinin karışımından müteşekkil 119 kabileden oluştuğunu yazar.

Tuva Türkleri hakkında Türkiye’de ilk ciddi çalışmayı yapan S.Gömeç, onların Kök Türkçe yazılı belgelerde adı anılan “Üç Tuglu Türk Bodun“un bir parçası olduklarını ileri sürüyor.

Tuva Cumhuriyeti, 1914‘te Ruslar tarafından işgal olunmuş ve yeniden 1921‘de Cumhuriyet olarak bağımsızlığını tekrar kazanmış ve Tannu Tuva Halk Cumhuriyeti kurulmuştur. 1926‘da adı Tuva Halk Cumhuriyeti’ne dönüşmüştür. Ülke 17 Ağustos 1944‘te SSCB‘ye katılmıştır ve Rusya‘ya bağlı muhtar bölge haline gelmiştir. Önceleri muhtar bölge olarak, 1965‘ten itibaren de muhtar cumhuriyet olarak yerini almıştır. 1991 yılında Sovyetlerin çöküşüyle Tuva, 28 Ağustosta “Tuva Cumhuriyeti” adını alır. Şerig-ool Oorjak halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı olur. Aralık 1993’te yapılan seçimlerde, Tuva Meclisine seçilen 32 parlamenterden, 28 tanesini Tuva kökenli adaylar kazanır. Tuva dili uzmanı olan Kaadır-ool Biçeldey, parlamento başkanlığına seçilir.

Tuvaca sözvarlığı açısından da oldukça eskicil bir dildir. Orhon Türkçesine ait çoğu sözcük,Orta Türkçe metinlerinde görülen kimi sözcükler bugün neredeyse eski şekilleriyle Tuvacada yaşamaktadır:azıg’azı diş’,buş’beş’ vb..

Yüzyıllarca birbiriyle herhangi bir alısverişi olmamış iki kardeş dilin kendi içlerindeki gelişmeler ve farklı kültür ve dillerle karşılaşmaları sonucu Tuvaca ve Türkiye Türkçesi arasında kelime hazineleri bakımından farklılıklar ortaya çıkmıştır.Türkiye Türkçesinde bulunan Arapça ve Farsça kelimeler Tuvacada bulunmaz.Ayrıca Tuvacada batı dillerinden gelen kelimeler de bulunmaz.Bunun yanısıra Tuvacaya Moğolcadan giren kelimeler de Türkiye Türkçesinde kullanılmaz.

Tuvacayı incelediğimizde, Anadolu ağızlarında kullanılan kelimelere rastladığımızı görüyoruz.Mesela baştaki ses farkını bir tarafa bırakırsak Tuvacada cirik kelimesinin Anadolu ağızlarında yaşadığını görürüz.
Yirik kelimesi 1.yarık,yırtık;2.üst dudağı yarık olan kimse,gibi anlamları taşımaktadır.Alanya ağızlarında ise yirik kelimesi “küçük yarık, küçük yırtık” manasına gelir.Tuvacada“sadece, yalnızca” anlamına gelen cük-le kelimesi bulunmaktadır.Anadolu ağızlarında da aynı anlama gelebilen çıkla kelimesi değişik kullanımlarla yaşamaktadır.Aşağıda Tuvaca cümleler ve Türkçe karşılıklarına bakarak aradaki farkları ve benzerlikleri daha rahat görebiliriz.

1.Siler kaynâr bar çor siler? = Siz nereye gidiyorsunuz?

2. Siler kaynâr-la çoruksay-dır siler, ınâr bar men = Siz nereye git- mek istiyorsanız (ben de) oraya gideceğim.

3. Çâşkın hûñdan kudupkan ışkaş çâp tur = Yağmur bardaktan bo- şanırcasma (harf. “kovadan dökülüyormuş gibi”) yağıyor.

4. Uluğ hünde çılığ bolur bolza hemelêr bis = Pazar günü (harf. “bü- yük günde”) (hava) sıcak olursa kayıkla gezeceğiz.

5. Sêñ-bile kadı çorup şıdavastır men, çüğe dêrge ajılım dozulbân = Seninle birlikte gidemem, çünkü işim bitmedi.

6. Küzêr bolzuñca çuğâlâr men = İstersen, anlatırım.

7. Ol duğayın bis düün çuğâlaşkan bis = o(nun) hakkında biz dün ko- nuşmuştuk.

8. Zavottuñ medêzi şağda-la edipken bolgaş ajılçınnar çana bergen = Fabrikanın düdüğü çoktan öttü ve işçiler (evlerine) döndü(ler).

9. Ol kiji bolgançok-la ârıp turgan bolza-da, eki öörenikçi çorân = O, genellikle sık sık hastalanıyor idiyse de, iyi (bir) öğrenci idi.

Popularity: 1% [?]

keyif nedir?

By bybart on Ağustos 26, 2009

Keyif hakkında şöyle bilgiler var:

Keyif -yfi

isim Arapça keyf
1 .
Vücut esenliği, sağlık:

“Keyfiniz nasıl?”- .

2 . Canlılık, tasasızlık, iç rahatlığı:

“Bu keyif ne kadar sürerdi? Tahminime göre beş on dakikadan fazla sürmezdi.”- Y. K. Karaosmanoğlu.

3 . Rahat, huzur, afiyet.
4 .
İstek, heves, zevk:

“Ağır ağır keyifle başladım kahvemi çekmeye.”- S. F. Abasıyanık.

5 . Alkollü içki ve başka uyuşturucu maddeler kullanıldığında insanda görülen durum.
6 .
Yolsuz ve kural dışı istek:

“Niye bir memurun keyfine boyun eğiyorsunuz?”- N. Cumalı.

7 . argo Esrar.

Atasözü, deyim ve birleşik fiiller
  • keyfi bilmek
  • keyfi bozulmak
  • keyfi gelmek
  • keyfi kaçmak
  • keyfinden bayılmak (veya dörtköşe olmak)
  • keyfine bakmak
  • keyfine diyecek olmamak
  • (bir şeyin) keyfini çıkarmak
  • (birinin) keyfini kaçırmak (veya bozmak)
  • (birinin) keyfinin kâhyası olmamak
  • (birinin) keyfini yapmak
  • (birinin bir şey yapmaya) keyfi oluncaya kadar
  • keyif benim, köy Mehmet Ağa´nın
  • keyif çatmak
  • keyif sormak
  • keyif sürmek
  • keyif vermek
Birleşik Sözler
  • keyif ehli
  • keyif hâli
  • keyfetmek
  • keyfi sıra
  • keyfi tıkırında
  • keyfi yerinde
  • keyfi yolunda
  • çakırkeyif
  • ehlikeyif
  • ramazan keyfi
  • sabah keyfi

Popularity: 1% [?]

dilimizdeki yabancı kelimeler

By bybart on Ağustos 16, 2009

Türk Dil Kurumu,12 Temmuz 1932’de Atatürk tarafından kurulmuş milli bir kuruluşumuzdur.Kurumun amacı:‘‘Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak,O’nu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir.’’

Son yıllarda ise dilimize karşı genel bir duyarsızlık bulunmaktadır.Batı’dan dilimize geçen kelimeler kulaklarımızı tırmalamaktadır.Toplumumuz ,salgın bir hastalık gibi bu yabancı kelimeleri benimseyerek Türkçeyi bir kenara atmaktadır.

Türk Dil Kurumu,Türk diline olan hassasiyeti sebebiyle Yabancı Kelimelere Karşılık Bulma Komisyonunu kurmuş,böylece dilimize giren yabancı kelimelerle, bazen yeni bir kelime bularak bazen de sözlüğümüzde var olan karşılıklarını bularak  baş etmeye çalışmışlardır.Bu kelimelerden bir kaçını ve karşılıklarını şöyle sıralayabiliriz:

Absürd: Fransızca absurde (saçma,zırva,anlamsız),Kelimenin karşılığı dilimizde zaten bulunmaktadır:saçma,anlamsız.

Bilboard: İngilizce billboard (ilan tahtası),teklif edilen karşılıklar:ilan tahtası,duyuru tahtası.

Efekt: İngilizce effect,(radyo ve televizyon yayınlarında,tiyatro oyunlarında veya film seslendirmelerinde hareketleri izlenmesi gereken seslerin tabiî kaynakların dışında optik,mekanik,kimyasal yöntemlerle gerçekleştirilmesi).Bu söz için kurumun önerdiği kelimeler:sesleme,etiketleme.

Kota: Fransızca quota (ayrılan pay,kontenjan), ‘‘İthal edilen malların tür,oran ve miktarlarını gösteren liste’’anlamında kullanılan kota kelimesi için teklif edilen karşılık,eski Türk metinlerinde ve bugünkü Türk lehçelerinin bir çoğunda ‘pay’anlamında yer alan ‘üleştirmek’ fiiliyle ilgili bir sözdür:ülüş.

Metrapol: Fransızca metropole.Teklif edilen karşılık: ana kent.

Panel:Fransızca panel,kelimenin dilimizde karşılığı vardır: açık oturum.

Poşet:Fransızca pochette,dilimizde teklif edilen karşılığı:torba.

Tempo:İtalyanca tempo (zaman),dilimizdeki teklifler: gidiş,hız.

Trend:İngilizce trend (eğilim),dilimizde trend için teklif edilen kelime :eğilim.

Zaping:İngilizce zaping (vurmak)İngiliz argosuna ait bu kelime televizyon kanallarında gezinmek anlamını almış ve bu anlamda Türkçede de kullanılır olmuştur.Teklif edilen karşılık ise:geçgeç.

Atatürk’ün ‘‘Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin inkişafında başlıca müesserdir.’’sözlerindeki düşünceden yola çıkarak Türk dilini koruyup geliştirmeyi milli bir görev olarak kabul etmeliyiz.

Yazar:Hayalperestim

Popularity: 1% [?]

divan şiiri

By hayalperestim on Ağustos 1, 2009

Divan şiiri,Anadolu coğrafyasında 13.yy.da teşekkül etmeye başlar.Bu edebiyatın Anadoluda ilk temsilcisi Hoca Dehhani’dir.Onu da Sultan Veled takip eder.

Divan şiirimizin oluşmasında ve gelişmesinde Arap ve İran Edebiyatlarının etkileri olduğu açıktır.Ancak Osmanlı İmparatorluğunda aydın zümrenin bu edebiyat türünde ,kendi yaşayış,düşünüş ve duyuşundaki inceliğini yansıttığı da muhakkaktır.

Divan Edebiyatının ilk nesilleri yetiştikten sonra,özellikle 16.yy.da kendini zirveye taşımıştır.Kendi dili ve ölçülerini belirlemiş,önemli şahsiyetler yetiştirmiştir.

Bu dönemde yazılan eserler,bugün için değerden düşmüştür.Çünkü Divan şiiri bugünün sanat kriterlerine göre aşırı süslü,anlaşılması zor terkiplerle ve mazmunlarla dolu bir şiirdir.Oysa ki her dönemi kendi şartları içerisinde değerlendirmek gerekir.Divan şiiri,kendine has bir kainata sahiptir.Yapı olarak vezin vazgeçilmez bir unsurdur.Ayrıca asırlar boyunca kendi içinde kelimelerle bir oyun yaratmıştır.Bu nazmın güzelliği,ancak kendi düzeni içindeki ifade tarzıyla,kelimelerin mısra içerisindeki yeriyle ve ahengiyle ortaya koyulur.

Divan şiirinin aslında en önemli özelliği,sosyal olmamasıdır.Bu tarz şiir bir ‘’soyut kavramlar şiiri”dir.Bu sayede de yoruma daha elverişlidir.Divan şairleri,bulundukları ortamdan ve aldıkları eğitimden dolayı halktan uzaktırlar.Eserlerinde toplumla pek fazla ilgilenmezler.”Sanat sanat içindir.” düşüncesine bakarsak,bu edebiyat gerçek manada bir edebiyattır demek pek yanlış olmaz.Çünkü,dil ve hayal açısından sınırları zorlamış ve özerk hale gelmiş bir edebiyattır.

16.yy’ın en tanınmış şairlerinden biri olan Fuzuli’nin bir kaç beyitini, hem dil hem de hayal gücü açısından örnek olarak vermeyi uygun buldum.

-beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı

felekler yandı ahımdan muradım şem’i yanmaz mı.

(sevgilim beni canımdan usandırdı,acaba kendisi bu cefadan usanmaz mı?ahımdan felekler yandı,muradımın mumu hala yanmayacak mı?)

-merhem koyup unarma sinemde kanlı dağı

söndürme öz elinle yandırdığın çerağı.

(merhem koyarak bağrımdaki kanlı yarayı iyileştirmeye çalışma,kendi elinle yaktığın mumu (ateşi)söndürme.)

Popularity: 1% [?]

emice

Saçlarını tarayıp dökülenleri camdan aşağı attı ve yavaşça odanın diğer ucundaki yatağına uzandı.Yatak pencereden epey uzaktaydı..Sevmiyordu güneş ışığını ısrarla,karanlıklardı onu çekici kılan çünkü.Işığa çıkarsa,söylediği tüm yalanların,hatta baştan aşağı yalan olan hayatının gün ışığına çıkmasından korkuyordu..Çünkü en başından beri istediği hayatı değil,kurguladığı hayatı yaşamayı seçmişti.belki de kolay olan buydu o da herkes gibi kolayı seçmişti..

Konuşmaya o kadar ihtiyacı vardı ki aslında..Saç fırçasını eline alıp,sol köşesi kırık eski bir aynanın karşısına geçti.Bir süre kendisine baktı,aslında kendisini hiç beğenmezdi..Burnu cok küçüktü,ağzı ise fazla büyüktü..Uzun siyah saçları hiç bir zaman şekil almazdı..Gardrobun kenarından eteği gözüken siyah elbisesine ilişti gözü,3 yıl olmuştu ve en son O’nunla giymişti..Bu defa üşenmedi ve giydi siyah elbisesini..Aynanın karşısına tekrar geçti.

”Siz seyirciler..Bırakıın beni konuşayım,hoş karşılayın beni..Bu filmde bana da üç dört sözcük kalsın..Dilsizlerin söyleyemediği,sağırların duyamadığı sözcükleri bırakın bana,ben söyleyeyim..Duyduğum sesleri telaffuz edeyim..Ahizeyi kaldırdığımda kulağımı delen o lanet ”la”notasına bile muhtaç kaldığım şu günde,bırakın beni haykırayım..Ey sevgili dinleyenlerim..Gözlerinizdeki ifade ne kadar anlamsız..Kelimeler yükleyin bakışlarınıza..Kalplerinizin sesini saat tıkırtısına ayarlayın..Öyle hızlı geçsin ki zaman aynı zamanda da anlamlı geçsin..Her saniyesini manalarla geçireyim su manasız hayatıma inatla!siz insanoğulları..Çıkarın kulaklarınızdaki gereksiz melodileri ve dinleyin beni..”

Konuşmayı o kadar özlemişti ki,yalnız olduğunun farkına varınca elindeki fırçayı aynaya dogru fırlattı..O anda aynayla birlikte kalbi de bin bir parçaya ayrıldı..Odada çıt çıkmıyordu artık..Saatler de,kız da,hayal ettiği seyirciler de susmuştu..”Bitti”dedi sessizce..” Beni dinlediğiniz için hepinize minnettarım,sevgili dinleyicilerim..Sevgili hayallerim benim..dilsizin susmak zamanı geldi..”

Popularity: 1% [?]