keyifce

yaptığın işten keyif al

Advertisement

Author Archive

tuva türkleri ve tuvaca

By hayalperestim on Ağustos 26, 2009

turk-kokenli-tuva-cumhuriyeti-1235583696

Tuva Türklerinin menşei hakkında çeşitli görüşler bulunmaktadır:”Tuva” kelimesinin III-IV asırlarda Çinin kuzeyinde büyük bir devlet kurmuş olan Toba-Topalardan geldiği, günümüz Tuvaları arasında yaygın olan bir kanaattir. “Topa” Devleti ve kültürü hakkında en kapsamlı araştırmalar Sinoloji Doktoru W. Eberhand tarafından yapılmıştır: “Çin kaynaklarında Tabgaçlara “Toba” derler. Bunlar Çinli olmayan, yani yabancı bir kavimdir.” Nitekim DLTde iki Tavgaç kelimesinden biri “Türklerden bir bölüktür.” cümlesiyle açıklanmaktadır. Eberhard, aynı makalede “Toba” Devletinin Türk ve Moğol kavimlerinin karışımından müteşekkil 119 kabileden oluştuğunu yazar.

Tuva Türkleri hakkında Türkiye’de ilk ciddi çalışmayı yapan S.Gömeç, onların Kök Türkçe yazılı belgelerde adı anılan “Üç Tuglu Türk Bodun“un bir parçası olduklarını ileri sürüyor.

Tuva Cumhuriyeti, 1914‘te Ruslar tarafından işgal olunmuş ve yeniden 1921‘de Cumhuriyet olarak bağımsızlığını tekrar kazanmış ve Tannu Tuva Halk Cumhuriyeti kurulmuştur. 1926‘da adı Tuva Halk Cumhuriyeti’ne dönüşmüştür. Ülke 17 Ağustos 1944‘te SSCB‘ye katılmıştır ve Rusya‘ya bağlı muhtar bölge haline gelmiştir. Önceleri muhtar bölge olarak, 1965‘ten itibaren de muhtar cumhuriyet olarak yerini almıştır. 1991 yılında Sovyetlerin çöküşüyle Tuva, 28 Ağustosta “Tuva Cumhuriyeti” adını alır. Şerig-ool Oorjak halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanı olur. Aralık 1993’te yapılan seçimlerde, Tuva Meclisine seçilen 32 parlamenterden, 28 tanesini Tuva kökenli adaylar kazanır. Tuva dili uzmanı olan Kaadır-ool Biçeldey, parlamento başkanlığına seçilir.

Tuvaca sözvarlığı açısından da oldukça eskicil bir dildir. Orhon Türkçesine ait çoğu sözcük,Orta Türkçe metinlerinde görülen kimi sözcükler bugün neredeyse eski şekilleriyle Tuvacada yaşamaktadır:azıg’azı diş’,buş’beş’ vb..

Yüzyıllarca birbiriyle herhangi bir alısverişi olmamış iki kardeş dilin kendi içlerindeki gelişmeler ve farklı kültür ve dillerle karşılaşmaları sonucu Tuvaca ve Türkiye Türkçesi arasında kelime hazineleri bakımından farklılıklar ortaya çıkmıştır.Türkiye Türkçesinde bulunan Arapça ve Farsça kelimeler Tuvacada bulunmaz.Ayrıca Tuvacada batı dillerinden gelen kelimeler de bulunmaz.Bunun yanısıra Tuvacaya Moğolcadan giren kelimeler de Türkiye Türkçesinde kullanılmaz.

Tuvacayı incelediğimizde, Anadolu ağızlarında kullanılan kelimelere rastladığımızı görüyoruz.Mesela baştaki ses farkını bir tarafa bırakırsak Tuvacada cirik kelimesinin Anadolu ağızlarında yaşadığını görürüz.
Yirik kelimesi 1.yarık,yırtık;2.üst dudağı yarık olan kimse,gibi anlamları taşımaktadır.Alanya ağızlarında ise yirik kelimesi “küçük yarık, küçük yırtık” manasına gelir.Tuvacada“sadece, yalnızca” anlamına gelen cük-le kelimesi bulunmaktadır.Anadolu ağızlarında da aynı anlama gelebilen çıkla kelimesi değişik kullanımlarla yaşamaktadır.Aşağıda Tuvaca cümleler ve Türkçe karşılıklarına bakarak aradaki farkları ve benzerlikleri daha rahat görebiliriz.

1.Siler kaynâr bar çor siler? = Siz nereye gidiyorsunuz?

2. Siler kaynâr-la çoruksay-dır siler, ınâr bar men = Siz nereye git- mek istiyorsanız (ben de) oraya gideceğim.

3. Çâşkın hûñdan kudupkan ışkaş çâp tur = Yağmur bardaktan bo- şanırcasma (harf. “kovadan dökülüyormuş gibi”) yağıyor.

4. Uluğ hünde çılığ bolur bolza hemelêr bis = Pazar günü (harf. “bü- yük günde”) (hava) sıcak olursa kayıkla gezeceğiz.

5. Sêñ-bile kadı çorup şıdavastır men, çüğe dêrge ajılım dozulbân = Seninle birlikte gidemem, çünkü işim bitmedi.

6. Küzêr bolzuñca çuğâlâr men = İstersen, anlatırım.

7. Ol duğayın bis düün çuğâlaşkan bis = o(nun) hakkında biz dün ko- nuşmuştuk.

8. Zavottuñ medêzi şağda-la edipken bolgaş ajılçınnar çana bergen = Fabrikanın düdüğü çoktan öttü ve işçiler (evlerine) döndü(ler).

9. Ol kiji bolgançok-la ârıp turgan bolza-da, eki öörenikçi çorân = O, genellikle sık sık hastalanıyor idiyse de, iyi (bir) öğrenci idi.

Popularity: 1% [?]

pembegozluk

Yazmak ne kolaydır yaşadıklarını yazmaya değer bulana..Ve yazmak ne zahmetlidir yazacak tek kelime bulamayana!Taşmaya hazır nehirler var içimde..Öyle nehirler ki,sanki önüne çıkan her engeli bir hamlede suyuna katıp yıkacak,sürükleyecek tüm hayal kırıklıklarımla birlikte..Hayal kırıklıklarım..Düşündüm de,uzun zaman olmuş ben hayal kurmayalı..Yıllar önce ”bak böyle dünya daha güzel!” deyip gözüme geçirdikleri pembe camlı gözlükleri nereye,ne zaman fırlatıp attığımı dahi hatırlamıyorum..Hayalsiz daha yaşanabilir halde dünya.Kırıksız döküksüz,temiz en azından..Acı olan yanı şu aslında,insan o pembe gözlüklerle gördüklerini seneler sonra nefretle anıyor.Hani derler ya,hayat kitaplarda anlatıldığından çok farklı,yaşamadan öğrenemezmiş insan..Kim demişse anlından öpeceğim!

Dünya almış başını gidiyor,savaşlar,katliamlar…Bense gelmiş burda,örümcek ağına takılmış bir sinek misali,acı gençlik tecrübelerimden yakınıp duruyorum..Ama benim bakış açım bu yöne kilitlenmiş,kimbilir..Belki de bu da benim savaşımdır!Kendi içimde katlettiğim onca insanı kusuyorumdur sayfalara..Hayatıma giren,girmeye çalışan,çıkan ya da çıkarttığım,çıkmak zorunda kalan,giren ama çıkmayan,çıksa bile içeride ağır hasarlar bırakan,değer verdiğim ya da sıradan olan sayısız insan..İsimlerini bile hatırlamadıklarım belki de..

Aslında her zaman barıştan yana olmuşumdur.Reel dünyada en azından..Farkında olmadan bir iç savaşa girmiş oldum bu gece..Artık ”neden”diye sorgulamıyorum kendimi ve başkalarını..Çünkü biliyorum ki kimse bana isteyerek,kasıtlı olarak zarar vermedi ve yine eminim ki ben de öyleyim..Çünkü kötü insan diye birşey yoktur.İnsan nasıl ve neden kötü olsun ki!Kim içinden geçirir ”Bugün mutlaka bir kötülük yapmalıyım nihaha!”diye?Kötü dediğimiz kişiler,belki de kötülük yaptıklarının farkında bile değiller ve hatta iyilik yaptıklarını düşünüyorlar..Düşünsenize bir,o ya da bu sebeple bizden nefret eden bir sürü insan vardır mutlaka,ya da nefret ettiğimiz..Bu insanların hepsinin birden kötü olması ne kadar mantığa sığabilir bir düşüncedir ki?

İnsanların neden bu kadar keskin çizgileri var acaba?Bir şey ya iyidir onların nazarında ya da kötüdür..İkinci bir ihtimal neden yok?Ya dünyaya küsmüş mutsuzdurlar ya da mutluluktan dört köşedirler..Bazen ben,insan olmadığım düşüncesine bile kapılıyorum!

Pembe camlı gözlüklere geldim yine..O gözlükler takıldığı zaman herşey mükemmeldir..En tipsiz adam bile dünya güzeli,viran,yıkık bir ev Boğazda bir villaya dönüşüverir.(bkz.keskin çizgiler)Eee,peki çıkarılabileceği hiç hesaplanmaz mı bu gözlüklerin?Hesaplanmaz efendim,kural budur..Gençken o gözlükler takılacak,bir kaç sene afiyetle kullanılacak,sonra çıkarılıp bir kaç sene gerçeklerle yüzleşilip ağlanıp sızlanılacak ”Vay efendim ben bunu niye göremedim?”diye..Sonra da hayal kurmaya tövbe edilecek,uslu uslu yaşanacak!Bu kuralları kim koydu peki?

Velhasıl kelam,bu pembe camlı gözlüklerin yanısıra,envai çeşit renkte gözlükler de varmış..Bunu öğrendiğimde iş işten çoktan geçmişti gerçi ama,geç olsun güç olmasın demiş atalarımız ki sanırım benim ki hem geç hem de biraz güç oldu.İşime ahirette dair yaramayacak kadar gereksiz ve sayısız tecrübelerimden sonra gözlüğün ne kadar gereksiz bir nesne olduğunu da farkettim çıplak gözle dünyaya bakınca..Hergün milyonlarca esma pırıltısıyla tanıştım,onlara bir sarraf hassasiyetiyle,gözlerimi kocaman kocaman açarak baktım..

Dedim ya en başında,dolu dizgin nehirlerim var içimde diye..Artık o kadar duru ki sularım..Hiç bir fırtına bulandıramaz kolay kolay..Keskin çizgilerimi de,gözlüklerimi de sildim attım hayatımdan..Şimdi gerçeği saf olarak görebilmenin verdiği güvenle çağlıyor sularım…

Popularity: 1% [?]

yıldız tozu

By hayalperestim on Ağustos 17, 2009

Ruhum bedenime sığmıyor bugün..Sanki içimden ben değil de başka biri bağırıyor ”git,al başını,vur kapıyı git!”..Gökyüzünde tabak gibi bir dolunay..Lacivert her yer..Deniz lacivert,gökyüzü lacivert..Denizin üstündeki yakamoz değil de,yıldız tozu sanki..Ne kadar az yıldız var!Harp çıkmış olmalı gökyüzünde..Yıldızlar,çarpışarak parçalanmış ve tozları yeryüzüne doluşmuş..Rüzgarı içime çekiyorum,genizlerimde tuz bırakıyor,yakıyor boğazımı..Gecenin en koyu renginde martılar yüzüyor..Bulutlar,birinden kaçarmışçasına ilerliyorlar kuzeye doğru..Bir yerlere yıldırım düşüyor olmalı,yıldız tozlarına bezenmiş bir yıldırım..Ağlamaklı bir adam sesi duyuluyor,bilmem çok uzakta mı..Belki de telefonun diğer ucunda..

-Ben sandığın,aslında ben değildi..İçimde dolduramadığım bir boşluk var,sonsuz bir boşluk..Seni de bunun bir parçası haline getirmek istemiyorum..Zamanla ikimizde alışırız nasılsa..

Duyulan ses,telefondan değil,sanki milyonlarca yıl öteden geliyordu.yorgun,yaşlanmış,mutsuz bir ses..Hiçbirşey hissedemedim,telefonun kapandığını duydum sadece..Zaman dedi..Zamanla herşey düzelir,zamanla unutursun,zaman yaraları sarar.Zamanla ilgili tüm atasözleri ve deyimler tek tek geçti bir anda zihnimden..İşe yaramadıkları ortadaydı!

Suçu birine atmak ya da birini suçlamak niyetinde değilim,illa bir suçlu olması gerekmez ki zaten!Gözlerimi kapatıp,derin bir nefes aldım..Rüzgar,tuzlu denizi tekrar boğazıma kadar taşıdı..Masanın üzerinde duran iki mektup,bir kartpostal rüzgarın hızıyla uçtu..Yakalamak için çabalamadım,gidişlerini izledim uzun uzun.Yalnızlık bir karanlık gibi çökmedi üzerime..Gökyüzüne baktım,bu defa yıldızlar çarpışıp milyonlarca parçaya ayrılmış kadar fazlaydı ve iriydiler..Telefon sesinden ziyade,içimdeki sese kulak vermeyi daha mantıklı buldum düşündükçe..”Git”demişti bana..Belki de en güzeliydi..Nereye olduğunu bilmeden,sadece başka bir mevsime,başka bir takvime yolculuk..

Popularity: 1% [?]

üşenmek; kendinde bir gevşeklik duyarak bir işi yapmaya isteği olmamak demekmiş..Bu yazıyı yazmak için saatlerce bahane uydurmam,’’aman kim gidip beynimdeki cümleleri yazıya aktaracak şimdi!’’ diye düşünmem bile üşengeçliğimin ne kadar hat safhada olduğunu ispatlayacak mahiyetteydi.

Bu üşenme eylemi- nasıl eylem oluyorsa kendileri-öyle bir şeydir ki, kumandayı sehpanın üzerinden bir türlü kalkıp da alamazsınız,saatlerce o gereksiz kadın programlarını izler durursunuz!Susuzluktan diliniz damağınıza yapışır da kalkıp mutfaktan bir bardak su alamazsınız.

Hele şu yeni nesil yok mu, armut piş, ağzıma düş misali yaşayıp gidiyorlar.Hatta abartırsak yaşamaya bile üşeniyorlar.Örnek vermek gerekirse,bu sabah yaşadığım bir diyaloğu aktarmak isterim:

Annem: Kızım kalk topla şu yatağını artık!

Kardeşim: Anne yaa!Akşama ne kaldı ki şurda,nasılsa yine dağıtacağım,ne gerek var toplamaya!

Velhasıl işte böyle azizim,yeni nesilin en büyük keyfi eylemsizlik eylemi..Hep böyle  bir yatayım,hep biri gelsin beni doyursun,sonra geçeyim bilgisayarın başına film falan izleyeyim,sonra uykum gelsin ama yatağa gitmeye üşeneyim,tuvaletim gelsin ama yapmayayım nasılsa yine gelecek,of çok zor şimdi,kim gidecek oraya kadar zaten,kim çalışacak bu kadar dersi şimdi,sabah kalk sınava git bir de..Hatta son zamanlarda en çok duyduğum üşenme türü de mesaj yazmak..bir harf için üç kere basıyorum tuşa ama nasıl zor bir eylemmiş bu meğer!Aç telefon konuş,ne diyeceksen de değil mi ama?

Bu konuyu aydınlatacak bir de söz buldum bugün:

Üşeniyorum,öyleyse yarın! İyi üşenmeler herkese..

Popularity: 1% [?]

divan şiiri

By hayalperestim on Ağustos 1, 2009

Divan şiiri,Anadolu coğrafyasında 13.yy.da teşekkül etmeye başlar.Bu edebiyatın Anadoluda ilk temsilcisi Hoca Dehhani’dir.Onu da Sultan Veled takip eder.

Divan şiirimizin oluşmasında ve gelişmesinde Arap ve İran Edebiyatlarının etkileri olduğu açıktır.Ancak Osmanlı İmparatorluğunda aydın zümrenin bu edebiyat türünde ,kendi yaşayış,düşünüş ve duyuşundaki inceliğini yansıttığı da muhakkaktır.

Divan Edebiyatının ilk nesilleri yetiştikten sonra,özellikle 16.yy.da kendini zirveye taşımıştır.Kendi dili ve ölçülerini belirlemiş,önemli şahsiyetler yetiştirmiştir.

Bu dönemde yazılan eserler,bugün için değerden düşmüştür.Çünkü Divan şiiri bugünün sanat kriterlerine göre aşırı süslü,anlaşılması zor terkiplerle ve mazmunlarla dolu bir şiirdir.Oysa ki her dönemi kendi şartları içerisinde değerlendirmek gerekir.Divan şiiri,kendine has bir kainata sahiptir.Yapı olarak vezin vazgeçilmez bir unsurdur.Ayrıca asırlar boyunca kendi içinde kelimelerle bir oyun yaratmıştır.Bu nazmın güzelliği,ancak kendi düzeni içindeki ifade tarzıyla,kelimelerin mısra içerisindeki yeriyle ve ahengiyle ortaya koyulur.

Divan şiirinin aslında en önemli özelliği,sosyal olmamasıdır.Bu tarz şiir bir ‘’soyut kavramlar şiiri”dir.Bu sayede de yoruma daha elverişlidir.Divan şairleri,bulundukları ortamdan ve aldıkları eğitimden dolayı halktan uzaktırlar.Eserlerinde toplumla pek fazla ilgilenmezler.”Sanat sanat içindir.” düşüncesine bakarsak,bu edebiyat gerçek manada bir edebiyattır demek pek yanlış olmaz.Çünkü,dil ve hayal açısından sınırları zorlamış ve özerk hale gelmiş bir edebiyattır.

16.yy’ın en tanınmış şairlerinden biri olan Fuzuli’nin bir kaç beyitini, hem dil hem de hayal gücü açısından örnek olarak vermeyi uygun buldum.

-beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı

felekler yandı ahımdan muradım şem’i yanmaz mı.

(sevgilim beni canımdan usandırdı,acaba kendisi bu cefadan usanmaz mı?ahımdan felekler yandı,muradımın mumu hala yanmayacak mı?)

-merhem koyup unarma sinemde kanlı dağı

söndürme öz elinle yandırdığın çerağı.

(merhem koyarak bağrımdaki kanlı yarayı iyileştirmeye çalışma,kendi elinle yaktığın mumu (ateşi)söndürme.)

Popularity: 1% [?]

emice

Saçlarını tarayıp dökülenleri camdan aşağı attı ve yavaşça odanın diğer ucundaki yatağına uzandı.Yatak pencereden epey uzaktaydı..Sevmiyordu güneş ışığını ısrarla,karanlıklardı onu çekici kılan çünkü.Işığa çıkarsa,söylediği tüm yalanların,hatta baştan aşağı yalan olan hayatının gün ışığına çıkmasından korkuyordu..Çünkü en başından beri istediği hayatı değil,kurguladığı hayatı yaşamayı seçmişti.belki de kolay olan buydu o da herkes gibi kolayı seçmişti..

Konuşmaya o kadar ihtiyacı vardı ki aslında..Saç fırçasını eline alıp,sol köşesi kırık eski bir aynanın karşısına geçti.Bir süre kendisine baktı,aslında kendisini hiç beğenmezdi..Burnu cok küçüktü,ağzı ise fazla büyüktü..Uzun siyah saçları hiç bir zaman şekil almazdı..Gardrobun kenarından eteği gözüken siyah elbisesine ilişti gözü,3 yıl olmuştu ve en son O’nunla giymişti..Bu defa üşenmedi ve giydi siyah elbisesini..Aynanın karşısına tekrar geçti.

”Siz seyirciler..Bırakıın beni konuşayım,hoş karşılayın beni..Bu filmde bana da üç dört sözcük kalsın..Dilsizlerin söyleyemediği,sağırların duyamadığı sözcükleri bırakın bana,ben söyleyeyim..Duyduğum sesleri telaffuz edeyim..Ahizeyi kaldırdığımda kulağımı delen o lanet ”la”notasına bile muhtaç kaldığım şu günde,bırakın beni haykırayım..Ey sevgili dinleyenlerim..Gözlerinizdeki ifade ne kadar anlamsız..Kelimeler yükleyin bakışlarınıza..Kalplerinizin sesini saat tıkırtısına ayarlayın..Öyle hızlı geçsin ki zaman aynı zamanda da anlamlı geçsin..Her saniyesini manalarla geçireyim su manasız hayatıma inatla!siz insanoğulları..Çıkarın kulaklarınızdaki gereksiz melodileri ve dinleyin beni..”

Konuşmayı o kadar özlemişti ki,yalnız olduğunun farkına varınca elindeki fırçayı aynaya dogru fırlattı..O anda aynayla birlikte kalbi de bin bir parçaya ayrıldı..Odada çıt çıkmıyordu artık..Saatler de,kız da,hayal ettiği seyirciler de susmuştu..”Bitti”dedi sessizce..” Beni dinlediğiniz için hepinize minnettarım,sevgili dinleyicilerim..Sevgili hayallerim benim..dilsizin susmak zamanı geldi..”

Popularity: 1% [?]